“İnsan, yalnızlığa yatkın bir hayvandır. Homo sapiens yalnızlığı hisseder; o hem acıtır hem de cezbeder. İnsan onu arar da, ondan kaçar da.Yalnızlığı bir ayrıcalık olarak yüceltir, bir ceza olarak kullanır.” “ Yalnızlık, uzun süre “iyi” bir şey olarak görüldü. Bilim de bu yüzden onu kabaca “olumlu” ve “olumsuz” yalnızlık diye ikiye ayırır. Ancak birçok araştırmacı, “olumlu yalnızlık” kavramını aslında kategorik bir hata olarak değerlendirir. Bunun nedeni, sözcüğün bir “çift-anlamlılık”tan (Teekesselchen) türemesidir: Burada kastedilen, insanın kendi isteğiyle seçtiği tek başınalığın verdiği hazdır. İlişkilerdeki ya da ilişkisizliğin getirdiği eksiklik duygusuyla bu “olumlu yalnızlık”ın ortak yanı, yalnızca dilsel kökenlerdir; aynı adı taşırlar ama özünde farklıdırlar. Oysa yalnızlık tarihine bir göz attığımızda, işlerin hiç de bu kadar basit olmadığını görürüz. Erken modern çağda, yalnızlığın...